31 Mart 2011 Perşembe

Sinir Bozan İnsan Tipleri


Sadece ben, ben, ben Sözlüklerde ‘gıcık’ın karşısında yazılanları biliyoruz ama ne demek istediğimizi çok iyi anladınız. İşte insanın sinirlerini tepesine çıkaran katlanılmaz insan tipleri.Laf sırası onlara geldiğinde sadece kendilerinden söz etmekle kalmayıp ‘O değil de…’ diyerek lafınızı kesen ve sonra şahsi dertlerini anlatmaya geçenler… Dünyanın kendi etrafında döndüğünü zannedenler…

Yüksek sesle konuşanlar Hiç gerek yokken bağıra bağıra konuşan bir model vardır. Artık o ses düzeyi onlara normal gelmeye başlamıştır. Kafa şişirirler, hayattan bezdirirler. Bir de gülmeye başlarlarsa, yanarsınız.

Telefon bağımlıları Siz karşısına geçmiş hararetli bir şey anlatıyorsunuzdur, onun gözü eldeki telefondan başkasını görmüyordur. Belli ki Twitter mesajlarını kontrol ediyor, ama sırf bunu çaktırmamak için bir de sizi dinliyormuş gibi “hı hı” diyerek başını sallıyor.

.

Dürtme beni Bir şey anlatırken karşısındakine dokunma ihtiyacı hisseden model… Oturur durumdaysanız genelde hareket üst bacağa ya da diz bölgesine olur. Ayaktayken üst kol ve omuz… “Bir git ya” diyemezsiniz.

Emrivaki insanları Aranızda öyle bir yakınlık olduğuna ya da bunu yapmaya hakkı bulunduğuna inanır. Haber vermeden eve gelir, sormadan sizin adınıza karar alırlar. Boğulmak istenen insan tipidir

Hep aynı fıkra Daha çok eski arakadaşlar içinde çıkar. Bir fıkraya bir kez gülündü diye her buluşmada aynı fıkrayı anlatırlar. Sadece bu bile arkadaşlığı gözden geçirmek için yeterli bir sebeptir.

Yemeğinizden yiyenler Sizin tabağınızdaki her zaman gözlerine daha lezzetli görünür. “Al hepsini, senin olsun” dersin, istemezler. Başkasının yemeğinden bir çatal, bir ısırık almak onlara ayrı bir zevk verir.

Film gevezeleri Sinemada da olur, evde de… Film izlerken sürekli fikir beyan eden, eleştiren, doğuştan eleştirmen insan tipi seyrettiğinizi burnunuzdan getirir. Bir de bunların bazıları gülme konusunda da iddialıdır.

Meze ayarsızları Sonuçta hep beraber ortak yensin diye masaya gelmiş. Sen haydarinin yarısını nasıl boşaltırsın tabağa? Pilakiyi öyle kaşık kaşık götürmek ayıp değil mi? Sofra adabını bilmeyen çekilmez.

Anlıyor musun? Bir şey anlatırken, bir cümlede üç defa “Anlıyor musun?” diyenler vardır. Sen düzgün anlatırsan anlarım, zekâma niye laf ediyorsun? Biraz daha insaflısı da, “Anlatabiliyor muyum?”a girer. Suçu kendi üzerine alıyor gibidir, ama aslında aynı şeyi söylüyordur.

Arkadan gazeteye sarkanlar Normalde size bir zararı yoktur, incileriniz dökülmüyor. Awma siz okurken gazeteye musallat olanlar insanı gıcık eder. Gazeteyi kendisine hediye etseniz o kadar iştahla okumaz ama…İçince fazla açılanlar Bir kadeh içince normalde size asla anlatmayacağı şeyleri anlatanlar, husumeti ortaya dökenler… Normalde hiç cesaretinizi mi yok konuşmaya? İçmeden söylemeyeceğiniz şeyleri söyleyince gayet itici oluyorsunuz.

Cebinde akrep taşıyanlar Bir yere gidilir yemek yenir. Siz ne kadar “Mümkün değil, ben ödeyeceğim”ciyseniz, o “Eyvallah”cıdır. Bir, iki, üç tamam da, her buluşmada cebine akrep koyup gelen adamdan, kadından yavaştan uzaklaşmak gerek.

Kibarlık faşizmi Allahım ne kadar nazik, hep sizli bizli, her cümlede bir ‘özür dilerim’… Böyle ultra nazik insanların iç daraltıcı, hayattan bezdirici bir yanı vardır.

Her konuda fikri olanlar Onların uzmanlık alanları hayattır, ilimdir, bilimdir, sanattır, sepettir, her şeydir. Her konuda çok net fikirleri, sizinkine karşılık ileri sürecekleri bir tezleri vardır. Birçoğu saçmasapandır zaten…

Ezbere muhabbetçiler Bütün hakemler satılmıştır, sol bitmiştir, şeriat geliyordur. Farklı temalarda ezberledikleri birer ikişer cümle vardır, sıradan onları geçerler. Ezberledikleri sadece cümle de değil, o bakış açısıdır. Dümdüz, sığ insanlardır.

Şarkı hırsızları Kendi kendinize bir şarkı mırıldanırken aniden dibinizde bitip sizin şarkıyı mırıldanmaya başlarlar. Zaten sahnede falan değiliz, kim kimden niye rol çalıyor? Kendine başka bir şarkı bulup mırıldanamıyor musun?

Yatık koltuk insanları Şehirlerarası otobüslerde, uçaklarda da büyük beladır ama 15 dakikalık servis yolculuğunda bile oturur oturmaz koltuğu dibine kadar yatırırlar. Arkadakinin bacaklar ezilir, çanta mideyle bütünleşir.

Kuyruğa kaynayanlar Sanki bekleyenler insan değil, bir bahane bulup kuyruğun önüne kaynayanlar en gıcık insan tipi sıralamasında üst sıralara oynar. En fenası, laf ettiğinizde hem suçlu hem güçlü modeli size bağırması, haklıymış rolü yapmasıdır.

Hayatımın şeysi Her okuduğu kitap hayatının kitabıdır, her dinlediği grup hayatının müziğidir. Geçen hafta hayatında gördüğü en güzel kasabaya gitmiştir. Her şeyden çok kolay etkilenir, çok fazla büyülenirler. En sonunda karşısındakine fenalık getirirler.

Dedikoducular Keyifli muhabbet etmek imkânsızdır. Çünkü muhabbetten anladığı dedikodudur. Kim kimden ayrıldı, kim kimin arkasından konuştu, son dakika gelişmeleri hep bunda… İç şişirir.

Tek gün dostları Akşam evde parti var deyince damlayan, cenazem var deyince uzaklaşandan hayır gelmez. Garip ama bunun tersi de can sıkıcıdır. Hayatınızda bir kere birlikte bir şey yapmadığınız, muhabbet edip gülmediğiniz insan en kötü günde sağ kolunuz rolü yapar. İkisine de “Bir dakika…” demek gerekir.

Mahremeyet bilmeyenler Mesela aranızda öyle bir hukuk yokken birden yanınızda soyunurlar. Ya da hiç çekinmeden çantanızı karıştırırlar ya da birden cinsel hayatınıza dair soru sorarlar. Ne zaman bu kadar samimi olduk?

Sağlıktan öldürenler Sağlıklı beslenen, her tür bitkiden, vitaminden, egzersiz çeşidi ve diyetten haberdar olan insanlardır. Bunların hepsi tek tek normal ve tasvip edeceğiniz şeyler ama tek kişide toplandığında ve de hayatın anlamı haline getirildiğinde çok fena bir insan ortaya çıkıyor.

.

29 Mart 2011 Salı

Bahar Yorgunluğu


Baharla birlikte havadaki değişim insanları olumsuz etkileyebilir. Bunun için düzenli beslenme, kahvaltıyı ihmal etmeme, bol su içmek ve yürüyüş yapmak önemlidir. -Baharın gelmesi, havaların ısınmaya başlaması birçok insanda yorgunluk hissi oluşturuyor. Sürekli uyuma isteği, dikkat eksikliği, işleri erteleme düşüncesi ve bitkinlik gibi belirtilerle kendini gösteren bahar yorgunluğu, önlem alınmadığı zaman kronik hale gelerek insanların hayatını olumsuz etkiliyor. Uzmanlar, dengeli beslenmeyi, bol su tüketmeyi, sabah saatlerinde yürüyüş ve egzersiz yapmayı, günlük aktiviteleri monotonluktan kurtaracak değişiklikler yapmayı öneriyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Özlem Mestcioğlu, bahar yorgunluğuna bağlı olarak kimilerinin kendini uykuya verdiğini, kimilerinin de sinirli bir hal aldığını ve hırçınlaştığını belirtiyor. Bahar yorgunluğunun sabahları uyanmakta zorlanma, işe gitmeme ve işleri erteleme isteği, devamlı uyuma isteği, kendini yalnız, güçsüz, mutsuz, tedirgin, tembel hissetme, dikkati toparlayamama, sinirlilik gibi belirtileri bulunduğunu anlatan Mestcioğlu, "Bu belirtilerin hepsini ya da birkaçını kendinizde hissediyorsanız bahar yorgunluğu yaşıyorsunuz demektir. Havadaki değişim sinirlilik, gerginlik, stres meydana getirmekte ve bahar yorgunluğunun gelişmesine zemin hazırlamaktadır. Stres damar büzüşmesini artırarak bahar aylarında kalp-damar ve romatizmal hastalıklarda artışa da neden olabilmektedir." dedi. Havadaki elektrik yükünün şehirlerde daha fazla hissedildiğini söyleyen Mestcioğlu, trafik, hava kirliliği ve sanayi artıklarının elektrik yükünü artıran nedenler arasında yer aldığını bildirdi. Metabolizmanın hızlanmasının ve hormonlarda oluşan değişikliklerin de bahar yorgunluğuna neden olduğunu aktaran Mestcioğlu, sigara içenlerin, düzensiz beslenenlerin, ergenlerin, yaşamda belirli amaçları olmayanların, iş temposu yoğun olanların bahar yorgunluğuna daha çok yakalandığını ifade etti. Bazı kişilik özelliklerinin de bahar yorgunluğunun yaşanması için yatkınlık oluşturabildiğini anlatan Mestcioğlu, "Değişime açık olmayanlar, olumsuz senaryolar yazma eğilimi gösterenler, zorluklara karşı tahammül etme becerisi daha az bulunanlar, yenilgiyi çabuk kabul edenler bahar yorgunluğunu daha belirgin olarak hissedebiliyorlar." diye konuştu. Bahar yorgunluğunun bir hastalık olmadığı ancak gerekli önlemler alınmazsa kronik yorgunluk ve tükenmişlik sendromuna dönüşebildiği uyarısında bulunan Özlem Mestcioğlu, şu bilgileri verdi: "Tükenmişlik sendromu müdahale edilmesi gereken bir durumdur, düzelmemesi halinde oldukça ciddi sorunlara neden olabilmektedir. İş yaşamında; performans düşüklüğü, insanlarla ilişkilerde bozulmalar, aile ve sosyal yaşantıda ise ilişki sorunları yaşanabilmektedir. Kişiler iç dünyalarında giderek daha mutsuz olmakta, keyifsizleşmekte, tüm dünyayla ilgisini yitirme noktasına kadar gelebilmektedirler." Yorgunluğu nasıl yenebiliriz? Lifli sebzeler, yeşil sebze ve meyve, domates, patates, kayısı tercih edilecek yiyeceklerdendir. En önemli öğün ise kahvaltıdır, kahvaltı mutlaka düzenli biçimde yapılmalıdır. Günde en az 3 litre su tüketilmelidir. Çalışma ortamının havası her zaman temiz olmalıdır. Uyku ritmine özen gösterin. Sabahları erken kalkmak önemlidir. Açık havada özellikle de sabah saatlerinde yapılan yürüyüşler yararlıdır. En az 15-20 dakika süreli sabah ve aç karnına yapılan jimnastik faydalıdır. Kronik yorgunluk sendromunun geliştiği hallerde çalışma temposunu düşürmek ve kısa tatiller uygun olabilir.


Alıntıdır...

23 Mart 2011 Çarşamba

Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg'un buluşunu öğrenir. 1930'lu yıllarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini, yani sağlıklı bir hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur. Bu, o kadar önemlibir buluştur ki, Otto Warburg'a Nobel Ödülü kazandırmıştır. Otto Warburg'a göre kanserin bir temel sebebi vardır. Bu da, vücudun normal hücrelerinin oksijenli solunumunun, oksijensiz -anaerobik- hücre solunumuyla yer değiştirmesidir. Warburg'un buluşu bize başka neleri anlatmaktadır? Birincisi, kanser, normal hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır. Normal hücreler oksijene ihtiyaç duyar; kanser hücreleri oksijenden kaçınır. Hiperbarik oksijen terapisial ternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir yöntemdir. Bu buluşun bize anlattığı başka bir şey de, kanserin bir mayalanma (fermantasyon) süreciyle metabolize olduğudur. Kanserin metabolizması normal hücre metabolizması ndan 8 katdaha büyüktür. Yukarıda söylediğimiz her şeyi birleştirirsek ortayaşu tablo çıkıyor: Vücut, kanseri beslemeye çalışırken mütemadiyenkapasitesinin üstünde çalışır. Kanser devamlıaçlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini beslemesini talep etmektedir. Besin alımı kesilirse kanser açlıktan ölmeye başlar. Tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini sağlayamazsa....

Proteinlerden şeker Bu ziyan sendromuna kaşeksia (cachexia) denir. Kaşeksia vücudun proteinlerden (evet, doğru duydunuz, karbonhidratlardan veya yağlardan değilde, proteinlerden) "glükoneogenez" (yeniden glükoz yapımı) işlemiyle, şeker elde etmesidir. Bu şeker kanseri besler. Vücut sonunda, kanser hücresini beslemeye çalışırken kendisi açlık çe ker. Şimdi, kanserin şekerle beslendiğini öğrenmişken, onuşekerle beslemek mantıklı geliyor mu size? Yani karbonhidratlardan zengin bir diyet uygulamak? Bugün, kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi mevcuttur(işe de yaramaktadırlar) çünkü günün birinde birisişeker ve kanser arasındaki bağlantıyı görmüştür. Bu terapilerde, karbonhidratlar bakımından zengin gıdalara izin verilmez. Terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez çünkü şeker kanseri beslemektedir.Peki doktorunuz bu gerçekleri size neden söylemez? Kim bilir? Belki doktorunuz kanseri tedavi edecek kişinin siz değil, kendisi olduğunu düşünmektedir. Belki Otto Warburg'un buluşunu duymuştur amageri kalan parçaları tamamlayamamıştır. Belki de beslenmeyle ilgili hiçbir şey öğrenmemiştir. Aslında 1978'e kadar ABD'nin resmi kuruluşlarından biri, beslenmenin kanserle bir ilgisiolmadığını iddia etmekteydi!! !!Kanser ve şeker bağlantısından hab erdar olanlar ise, dikkate değer terapilerle ortaya çıktılar. Bunlardan biri 'Laetrile'dir. Kaşeksialı hastaların yüzde 50'den fazlasında glükoneogenez sürecini durduran hidrazin sülfat bunlardan bir diğeridir. Bugün, Minnesota Üniversitesi kemoterapi alanında bir"akıllı bomba" üzerinde çalışmaktadır. Akıllıbomba diyebileceğimiz ilacın üzerinde birkaplama vardır. İlaç, vücutta oksijensiz bir bölge ile karşı karşıya geldiğinde bu kaplamayı üzerinden atar. Kanseri yok etmek için kemoterapiyiserbest bırakır. Çünkü, vücutta oksijensiz tek alan, kanserli bölgedir. Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri devardır. Kanserin ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır. Kanser, çiğ yiyeceklerdense, pişmiş yiyecekleri sever. Pişirme işlemi, besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir. Bir de, kanserin şeker sevdiğini aklınızdan çıkarmayın. Kanserinizi sevmiyorsanız, onu beslemeyin! Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil. Şeker yerine tatlandırıcı kullanmayı düşünüyorsanız, başka bir tuzağa düşmüş olursunuz. Tatlandırıcıları n da vücuda ciddi zararlarıolduğu, yapılan araştırmalarla kanıtlandı. Örneğin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), sakarin içeren hertürlü gıda maddesinin üzerine " Sağlığa zararlıdır. Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır." ibaresinin konmasını şart koştu. Aspartam ve sükraloz gibi diğer tatlandırıcılar da yanetkileri nedeniyle uzak durulması gereken gıdalar arasında. (Editörün notu: Ama maalesef hiçbirinin üzerinde böyle bir ibare yok)

Kaynak: International Wellness Directory

Son iki yüzyıldır şeker tüketimi nasıl arttı? İngiltere'de 1815'de 5 kg cıvarında olan kişi başına yıllık çay şekeri tüketimi 1970'de 50 kg 'ın üzerine çıkmıştır. 1970-2000 yılları arasında ABD vatandaşları önceki yıllara oranla yılda 100 li tre daha fazla şekerli meşrubat tüketmişlerdir. Türkiye'deki durum da artık çok farklı değildir. Çocuğu ile büyüğü ile çılgınca şeker ve beyaz unkullanılmaktadır. Bütün bu bilgiler kanserlerin niçin arttığını göz önüne açıkça sermektedir. Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir;

* Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.

* Hiçbir şe kilde tatlandırıcı ve tatlandırıcıiçeren 'light' hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.

* Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdalarıyemeyin. Taş devri diyetini uygulayın.

* Bol taze sebze ve meyve yiyin.

* Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamukve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.

* Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.

* Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasınıyiyin.

* Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının.Kutu sütü tüketmeyin. Mümkünse marda (?) sütükullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir)tercih edin.

* Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğantüketin.

* Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.

* Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!!!! ).

* Stresten uzak durun.

* İyi uyuyun.

* Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durun.

* D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli birşekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.

* Yeteri derecede egzersiz yapın!!!!

* Aşırı alkol kullanmayın.
.
* İşlenmiş soya ürünü yemeyin.
.
* Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.

* Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besinkayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler !!!!

* Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakırkapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonrakitercihlerdir.

* Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.


Prof. Dr. Ahmet AYDIN

İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak.Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

ABD Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı

18 Mart 2011 Cuma

18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi'nin 96. yılı kutlu olsun.


Tüm şehitlerimizi saygıyla ve şükranla anıyorum.


Cephede savaşın en alevli zamanları, gönüllü doktor gelen yaralı askerlere bakıyor kurtarilamayacak gibi olanlar için vakit ve ilaç çok az ve sınırlı oldugundan agacin altına götürün diyor orda ölsünler diye, gozyaslariyla veriyor bu kararı çünkü mecbur ilacını ziyan edemez .Bir asker daha getiriyorlar durumu kötü biraz uzun uzun bakıyor bu askere yine gozyaslariyla ağacın oraya götürün diyor, sonra arkalarından sesleniyor gelirken oğlumun künyesini bana getirin diye :( Böyle kurtulmuş bu vatan.


Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez


14 Mart 2011 Pazartesi

Blog Yorumlarım

Sevgili dostlar bir çoğunuzun bloglarını görmeme rağmen yorum yazamıyorum sayfa beni engelliyor... Yazmadan edemedim umarım yazdıklarımı okuyanlarınız olur sevgiler, dostçakalın...
SARI YUMURTA
Portakal Reçeline bayılırım canım. Ellerine sağlık, ölçülerini not ettim en kısa zamanda yapacağım inşallah…

KUZİNEDE KIZARAN EKMEK
Offf harika bir masa bu emeği olan herkesin ellerine sağlık

LAVİE EN ROSE
Kıyafetin harika, şemsiyeler cidden çok büyükmüş canım, taşımak zor olmaz mı diye düşünmeden edemedim. Bu arada diğer postdaki 3 deseninde renk ve uyumunu ben çok beğendim.

İKİ ÇOCUKLA HAYAT
Uzun zamandır yapmıyorum ben bunu ya gerçekten de torpil valla aklıma getirdin ellerine sağlık canım öpüyorum ufaklıkları ve seni…

PETUNYALARIM
Ekleri kim sevmez ki ama tutturamazda herkes ellerine sağlık canım

GÜLÜMSE
Artık tahmin etmek güç değil dediğin gibi çok sevimli olacaklar.

EVİMİ SEVİYORUM
Öncelikle nice güzel yıllara diyorum blog yaşın kutlu olsun bende bahçeyle uğraşmak yorar ama zevk alınarak yapıldığında çabuk geçer yorgunluğu da. Yaşamak hayatın tadını almayı bildiğimizde güzel gelir insana…

CEP AYNASI
Yine salonuna bayıldığım bir eklemişsin canım beyazda hakim mekana çok beğendim teşekkürler

SUSAM ÇÖREKOTU
Çaylı, tarçınlı ve cevizli hımmm kokusu taa buralara geldi, ellerine sağlık canım

KALP KURABİYE
Patatesli Ay Çöreği tarifin çok güzel hele yapılışındaki dilimleyip sarılma kısmı çok daha güzel görünmesini sağlamış ellerine sağlık canım

HAYATIN TATLARI
Sütlü İrmik Tatlın harika görünüyor ellerine sağlık canım

ÇILGIN MEVDOŞ
Ayakkabı hastası bir bayan olarak bende bu kutuları çok tuttum, ara ara başı dönüyor insanın değil mi ama :)

DERYAYLA
Zebra kek kızımın favorisi çok seviyoruz biz ellerine sağlık canım

ADAŞEHİR
Rengarenk evleri çok sevmişimdir oldum olası sandalyelerede bayıldım teşekkürler paylaşım için arkadaşım

ANNE KAZ
Ayy bunlar ne güzel koltuklar böyle, harika bir fikir genç odaları için, Melis gördüğünde bayılacak eminim

ALTERNATİF MUTFAK
Mozaik Pastayı sevmeyen varmıdır acaba? Hiç sanmam ben içine kuru kayısı ve üzümde ilave ediyorum ellerine sağlık canım

YEMEK VAKTİ AYLİN
Aylincim yaz aylarının vazgeçilmez salatasıdır patlıcan salatası, sen yine yaratıcılığınla harikalar yaratmışsın ellerine sağlık canım

TATLILAR GÜLCANDAN
Brokoli salatasında sarımsaklı sosu denememiştim eminim görüntüsü kadar tadı da güzeldir ellerine sağlık canım

BİRİLERİ ANLATSIN
Bebek bezi çantası harika olmuş ellerine sağlık

DERYA KUZUSU
Hava güzel oldu mu benimde havam yerinde oluyor cidden canım, örgün çok güzel görünüyor mavi ipin rengi çok güzelmiş

LEYYA CRAFTMANİA
Canım ellerine sağlık çanta harika olmuş gerçekten

GUTGUTURUNA
İyki Doğdun Afra sağlıklı nice mutlu yılar sana :)

11 Mart 2011 Cuma

Yüreğinde bir damla gülümseme varsa....

Yüreğinde bir damla gülümseme varsa,
SAKLAMA.
Eğer bir yolun varsa gidilecek,
SONA BIRAKMA.
Bir sözün varsa dilden yüreğe,
HİÇ SUSMA.
Görmen gerekiyorsa birini,
GİT YANINA.
Okşaman gereken bir yürek varsa,
ESİRGEME ELİNİ.
An gelir elini, gözünü, yolunu, yüreğini alıverir
Senden…
O zaman istesen de dokunamaz, göremez,
Gidemez, söyleyemez OLURSUN.
UNUTMA!’’
ANI ANINDA YAŞA’’Kİ
‘’KEŞKE’’
DEMİYESİN SONRA…
.

8 Mart 2011 Salı

8 Mart Dünya Kadınlar Günümüz Kutlu Olsun

KADIN

Kimi der ki kadın

Uzun kış gecelerindeYatmak içindir.

Kimi der ki kadın yeşil bir

Harman yerinde dokuz zilli

Köçek gibi oynatmak içindir.

Kimi der ki ayalimdir.

Boynumda taşıdığım vebalimdir.

Kimi der ki hamur yoğuran

Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek,

ne ayal, ne vebal

O benim kollarım bacaklarım.

Yavrum, anam, karım, kız kardeşim

Hayat arkadaşımdır…


Nazım Hikmet

Nazım Hi

Birleşmiş Milletler tarafından 1977 yılında ilan edilen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün geçmişi çok eskilere dayanıyor.Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği savaşın temsili başlangıcı 8 Mart 1857 yılında Amerika Birleşik Devletlerinin New York kentinde başladı. Konfeksiyon ve tekstil fabrikalarında çalışan yaklaşık 40 bin işçinin insanlık dışı çalışma koşullarına ve düşük ücrete karşı başlattığı grev, polisin saldırısıyla kanlı bitti. Saldırı sırasında çıkan yangında çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.1910 yılında Danimarka’nın Kopenhag kentinde toplanan 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında, Almanya Sosyal Demokrat Parti önderlerinden Clara Zetkin, bu yangında yaşamını yitiren 129 kadın işçi anısına 8 Mart gününün Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasını önerdi. Kadın hakları hareketini, özellikle oy hakkını onurlandırmayı hedefleyen Kadınlar Günü teklifi oy birliği ile kabul edildi.1975 yılında Dünya Kadınlar Yılı’nı ilan eden Birleşmiş Milletler Örgütü, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın tüm kadınlar için Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı. Kadınlara eşit hakların verilmesinin Dünya barışını güçlendireceği kabul edildi.Böylece 8 Mart, dünyada kadınların bir asırdan fazla zamanda yürüttüğü özgürleşme mücadelesinin kutlandığı ve kadınların güncel taleplerinin ifade edildiği bir gün halini aldı.

7 Mart 2011 Pazartesi

Peynirli Poğaça

Sevgili Dostlar geçtiğimiz Cuma günü işyerinden girebildiğim bloguma bugün itibari ile giremiyorum. Evde henüz bir problem yaşamadım. Umarım en kısa zamanda eski haline döner ve biz blog dostları sizlerle yine bir arada oluruz... Girebildiğim sürece sizleri okumaya ve sizlerle postlarımı paylaşmaya devam edeceğim sevgiler dostçakalın...


MALZEMELER
1 yumurta (sarısı üzeri için ayrılacak)
1,5 su bardağı sıcak su
1 çay bardağı sıvı yağ
1/2 çay bardağı şeker
1 tatlı kaşığı tuz
1 paket kuru maya
Aldığı kadar un
susam
Ele yapışmayacak kıvamda bir hamur yoğurulur ve mayalanması beklenmeden şekil verilerek pişirilir. AFİYET OLSUN...

2 Mart 2011 Çarşamba

Elmaaaaaaaaaa


Elmadaki petkin maddesi, zararlı kolesterolü düşürür, atardamarları koruyan faydalı kolesterolü yükseltir.
Yüksek tansiyonu düşürür.
Damar sertliğini önler.
Bağırsaklardaki parazitlerin dökülmesini sağlar.
Kabızlığı önler.
Kabızlık, kalın bağırsak kanserinin en önemli sebeplerinden biridir. Bilim adamları elmanın içerdiği antioksidanların kanseri önlediğini belirtiyor.
Yorgunluğu hafifletir
Elma ve kereviz birlikte tüketildiğinde yorgunluğu hafifletir.
DNA dostudur.
İçerdiği antioksidanlar DNA hasarlarını azaltır.
Kuru elma yatıştırıcı etkisi görür
Cildi tazeler.
Egzama ve deri hastalıklarına iyi gelir.
Spor öncesi tüketildiğinde enerji verir.
Mineral ve vitamin deposudur.
Toksinlerin atılmasını kolaylaştırır.
Spor sonrasında tüketildiğinde yüzde 85 oranındaki su içeriğiyle organizmanın ihtiyacı olan suyu tamamlayarak toksinlerin vücuttan atılmasını kolaylaştırır.
Elmanın içindeki antioksidanlar sigara içenlerde mesane kanseri riskini azaltıyor.
İçindeki C vitamini vücudun savunma sistemini güçlendirir.
Ateş düşürücü olarak da kullanılan elmanın suyuyla silinen cilt, taze ve canlı bir görünüme kavuşur.

Hala Umutluyum


Umarım bu geçici bir süreçtir

çok çok üzgünüm, bu kadar emek, bu kadar güzel paylaşımlar, bu kadar güzel arkadaşlıklar bir anda püffffffffff uçtu gitti...

Hala umutluyum inşallah en kısa zamanda normale döner ve yine bir arada oluruz dostlar

1 Mart 2011 Salı

Bloglar kapatılmasın :(


Az önce blog arkadaşlarımın bir çoğunun sayfasında aynı mesajı gördüm "Bloğuma Dokunma" ve nedir diye baktığımda blogspot.com uzantılı bloglara 2008'de olduğu gibi yine maç yayını bahanesiyle mahkeme kararı engeli konduğunu öğrendim. Bu kadar güzel paylaşıma, bu kadar emeğe yazık değil mi? Bloguma dokunma facebook grubuna katılmak ve desteklemek istiyorsanız lütfen buyurun....

Facebook ve twiterden sesimizi duyurursak belki bu karardan vazgeçilebilir...
Sizlerde sayfalarınızda bu konuya yer verirseniz sevinirim...
PAYLAŞALIM LÜTFEN