10 Mart 2009 Salı

Çocuklar için hikayeler

Melis 3-4 yaşlarındayken her akşam masal anlatmamı isterdi. Bende ona masal anlatırdım, bir süre sonra aynı masallardan sıkılınca hikayeler uydurmaya başladım. Bunlar daha çok hoşuna gitti bizim ufaklığın, ancak bir sorun vardı bir kaç gün sonra tekrar anlatmamı istediğinde her detayı hatırlıyor benim unuttuğum kısımları burası böyle değildi şöyleydi diye düzeltiyordu. Bende yazmaya başladım uydurduğum hikayeleri, işte bunlardan bir kaçı . . .

PARKTAKİ SEVİMLİ CÜCE

Hava o kadar sıcaktı ki, evde durulacak gibi değildi. Öğlende salonun camına gelen güneş öğleden sonra batana kadar evimin içindeydi. Kış aylarında bu çok hoşuma gidiyordu ama şimdi hayırrrrrrrrr... Artık klima almam şart diyerek evden dışarı attım kendimi. Bir kaç sokak ilerde bir park vardı içinde yüksek ağaçları, ortasında büyükçe bir havuz bulunan bir park. Şimdiye kadar bir çok kez o parka gitmiş her gittiğimde de havuza serinlemek için ayaklarını sokan insanları eleştirmiştim. Şimdi ben aynını yapacaktım :)) Evet pantolonumun paçalarını sıvayacak, ayakkabılarımı eline alacak içinde dolaşacaktım havuzun bunu düşünerek gittim o parka...

Her zamankinden çok daha güzel görünüyordu gözüme, tüm fıskiyeleri açmışlardı adeta beni davet ediyordu içine. Zaten girmiştim bir kere niyetine asla dönmek yoktu geriye, eskiden olsa utanırdım tanıdık birileri görür diye :)) Doğruyu söylemek gerekirse önce ısınma turları attım havuzun etrafında kim var kim yok diye, havuzun ortasında suda oynayan bir çok çocuk vardı. Kenarlarda da yaşlı adamlar ayakları suyun içinde sohbet ediyorlardı.

Evet sıra bana gelmişti. Önce kendime bir selvi ağacının gölgesinde kalan bir yer seçtim. Sonra paçalarımı sıvadım, aldım ayakkabılarımı elime. İşte o anı nasıl anlatırım bilmem ama benden mutlusu yoktu dünyada... Başım oldum olası sevdiğim selvinin gölgesinde, ayaklarım suyun içinde çok ama çok huzurluydum.

Sonra havuzun içindeki çocuklara takıldı gözüm öyle mutlu görünüyorlardı ki , üstleri başları sırılsıklam bırakın annelerini dünya umurlarında değildi. İçlerinden biri suda taklalar atıyor, kucaktan kucağa hopluyordu. Diğerleri de onun bu hallerine kahkahalar ile gülüyordu. Biraz dikkatli bakınca onun bir çocuk değil benim yaşlarımda bir cüce olduğunu farkettim.

İşte o gün içimdeki çocuğun hiç büyümemesini diledim.


DENİZ KIZI VE PRENS

Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal pireler berber iken ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken;

Deniz kenarında bir ülkede çok güzel bir saray varmış, bu sarayda yardımcılarıyla birlikte yalnız bir prens yaşarmış, yakışıklı prens ülkenin seçkin ailelerinin kızlarının neredeyse hepsini görmesine rağmen hiçbirini kendisine uygun görmemiş ve evlenmemiş. Bu yüzden kendisini çok yalnız hissediyormuş.

Derken günlerden bir gün yine balkonda oturmuş denizi seyrederken, kayalıkların üzerinde bir pırıltı gözüne çarpmış. Dikkatli baktığında ayakları suyun içinde kayalara oturmuş uzun sarı saçları ışıl ışıl parlayan çok güzel bir kız görmüş. Hemen kalkmış bahçe merdivenlerine yönelmiş fakat kız onu farkettiği an suya dalarak oradan uzaklaşmış.

Neden mi ? Çünkü o bir deniz kızıymış bacaklarının yerinde çok güzel bir kuyruğu varmış ve ona yıllardır zarar görmemesi için insanlardan kaçması öğretilmiş. Günlerce o kayalıklara gitmemiş ama onunda aklı yakışıklı prensde kalmış. Dayanamamış ve kayalıların ardına gizlenerek gizlice prensi izlemeye başlamış.... bir gün, iki gün, üç gün, beş gün derken günler haftaları, haftalar ayları kovalamış havalar soğumaya, prens umudunu yitirmeye daha az balkona çıkmaya başlamış ve bir gün bedeni umutsuzluğa yenik düşmüş ve hastalanmış.

Bu defa deniz kızı kayalıklarda prensi beklemeye başlamış. Ama günler geçiyor prens balkona çıkmıyormuş. Birgün gözlerinde yaşlarla prensi beklediğini anlatan bir şarkı söylemeye başlamış, o kadar içten ve o kadar özlem dolu bu şarkıyı prens yattığı yerden duymuş ve yardımcılarından kendini hemen balkona çıkarmalarını istemiş. Yavaş yavaş balkona yürümüş ve o güzel kızı kayalıkların üzerinde görmüş.

İşte o an hava kararmış, şimşekler çakmış ve ikiside göz göze gelmiş. O kadar sevgi doluymuş ki bakışları iyilik perisi buna dayanamamış ve deniz kızının kuyruğunu bir çift bacak yapıvermiş.

Prens merdivenlere yönelmiş, denizkızı sudan çıkmış ve prense doğru yürümeye başlamış. Prens ellerini ona uzatarak gel prensesim demiş. İşte o an tabiat durmuş, kuşlar susmuş ve tüm çiçekler yüzlerini onlara çevirmiş..... veeeeeeeeeeeeeeeee beklenen olmuş ikisinin elleri sarayın bahçesinde binbir çeşit ve rengarenk çiçekler arasında kenetlenmiş. Kuşlar şarkı söylemeye, balıklar denizde dans etmeye başlamış.

Kırk gün kırk gece düğün yapılmış o güzel deniz kızı dünyalar güzeli bir prenses oluvermiş.

eeeeeeee bu kadar yeter değil mi masalımızda burada bitivermiş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Değer verip yorum yaptığınız için çok teşekkürler

Yorum yapabilmek için;
Yorumunuzu yazdıktan sonra ADI/URL yazan yere tıklayıp sadece adı yazan yere isminizi yazmanız yeterli.